Tiryaki Hasan Paşa – Kanije Savunması


Yaşlı Kurdun Savunması

1593 yılında başlayıp, 1606 Zitvatorok antlaşmasına kadar olan süreçte, Osmanlı-Avusturya savaşları devam ettiği sırada, Avusturyalıların Budin’i tazyik ederek Eflak ve Boğdan’da taciz hareketleri yapmasına karşı; Sadrazam Damat İbrahim Paşa, 1599 yılında sefere çıkarak Belgrad’a geldi. Buradayken Peçuy şehrinde oturan ve eski Budin Beylerbeyi olan Tiryaki Hasan Paşa, emrindeki ordusuyla beraber Avusturya kuvvetlerini imha ederek merkez orduya katıldı.

Uzun yıllar devlete hizmet etmiş olan Tiryaki Hasan Paşa’nın tecrübesinden faydalanmak isteyen Sadrazam, bu durumu memnuniyetle karşıladı. Estergon üzerine yapılacak sefer için toplanılan Harp Meclisinde Tiryaki Hasan Paşa; Budin yolunun güvenliğinin, ancak Basocsa Kalesi ve Kanije Kalesi’nin zaptı ile mümkün olacağını söylemiş ve bu teklif kabul edilmiştir. Zorlu kuşatmaların ardından Basocsa ve Kanije kaleleri zapt edildi.

O yıllarda Osmanlı – Avusturya sınırında çok önemli stratejik bir üs durumunda olan Kanije, tahkim edildi ve bu önemli noktaya “dizdar” olarak Tiryaki Hasan Paşa ve yanında 100 parça küçük top ile 4-5 bin civarında ordu bırakıldıktan sonra Osmanlı ordusu, kışı geçirmek üzere Belgrad’a çekildi.

Ordunun Belgrad’a çekilmesinden sonra burada ölen Sadrazam İbrahim Paşa yerine Yemişçi Hasan Paşa, sadrazam olarak tayin edildi. Serdar-ı Ekrem olarak ordunun başına geçtiği sırada bölgede bulunan iki düşman ordusu; birincisi İston-i Belgrad kalesini, ikincisi ise Arşidük Ferdinand kumandasında Kanije’yi kuşatmıştı.

Harp Hud’adır

İşte bu kuşatma sırasında Osmanlı tarihinin gördüğü en şanlı savunma savaşlarından olan ‘Kanije Savunması’ yaşandı ve ‘Tiryaki Hasan Paşa’nın adı ‘Kanije’ ile tarihe kazındı.

Tiryaki Hasan Paşa, dizdar olduğu andan itibaren bölgede kurduğu istihbarat ağı sayesinde Arşidük Ferdinand’ın Kanije üzerine sefere çıktığını çoktan öğrenmiş ve çevreden topladığı askerlerle kalede bulunan asker sayısını 8-9 bin civarına kadar çıkarmış ve bunun yanında kaleye erzak ikmali de yapılmıştı.

Bunun karşısında Alman, İtalyan, İspanyol, Fransız, Macar, Malta ve Papalık askerlerinden oluşan, 60-80 bin kişiden oluşan ve 40’tan fazla büyük topa sahip bir ordu bulunmaktaydı. İlerleyen yaşına rağmen Tiryaki Hasan Paşa oldukça cesur, oldukça akıllı ve kurnazdı. ‘Harp hud’adır’ anlayışını oldukça iyi bilen ve düşmanı aldatmakta oldukça başarılı bir kumandandır.

Düşman ordusunun öncü birliklerinden oluşan 5 bin kişilik orduya top atışı yaptırmayarak bataryaların boş olduğu izlenimi vermiş, nitekim topyekün saldırıda bu topları ateşleyerek düşman ordusunu ciddi zaiyata uğratmıştır. Nitekim bunun yanında huruç hareketleriyle düşman ordusunu hırpalatmış ve yolladığı sahte mektupların Ferdinand’ın eline geçmesini sağlayarak düşmanda moral bozukluğu oluşmasını da iyi başarmıştır.

Yemişçi Hasan Paşa’ya Mektuplar

Kanije başarı ile müdafaa edilmesine rağmen destek gelmezse durumun vahim olduğunu bilen Tiryaki Hasan Paşa, Serdar-ı Ekrem Hasan Paşa’ya mektuplar göndererek yardım talep etmekteydi. Daha öncesinde ordunun Kanije’ye doğru yardıma gittiğini ancak İston-i Belgrad kalesinin kaybedildiğini ve ilk önce oraya yardıma gidileceğini bildirdi.

Bunun üzerine Tiryaki Hasan Paşa’ya sahte bir mektup yazarak ve bir merasim düzenleyerek sadrazamla beraber destek kuvvetlerin gelmek üzere olduğunu okutup, savunmaya devam etti. Fakat, bu sırada Yemişçi Hasan Paşa’nın giriştiği harekatta başarısız olması ve geri çekildiği haberi geldi. Budin Beylerbeyi Mehmet Paşa’nın ve kethüdasının kesik başlarının, Kanije önüne getirilmesi de müdafilerin moralini bozacakken yine kurnaz davranan Tiryaki Hasan Paşa: “Bu kesik başlar Mehmet Paşa’nın ve kethüdasının olamaz. Onları yakınen tanırım. Hem zaten bu gafiller bir Osmanlı paşasını yenemez.” diyerek durumu yeniden toparlamıştır.

Huruç ve Zafer

Kalede müdafilerin sayısı azalmasına rağmen moraller yüksekken düşman cephesinde bu durum tam tersi durumdaydı. İston-i Belgrad’ı ele geçirdikten sonra Ferninand’a yardıma gelen orduyla beraber 80 bin kişileri bulan bir ordu, üç tarafı bataklıklarla çevrili olan Kanije önlerinde şiddetli müdafaa sonucu cephelerden bile çıkamamış durumdaydı. Düşmanın bu kötü durumundan faydalanmak isteyen Tiryaki Hasan Paşa, sadrazama yeniden mektup göndererek, yardım talep etti. Yanındakilerin muhalefetine rağmen Zigetvar’a kadar gelen sadrazam, yeniçerilerin isyanı üzerine buradan daha fazla ilerleyememiş ve Kanijeyi önce Allah’a daha sonra Hasan Paşa’ya emanet bırakmıştır.

Sadrazamın ordusunun Zigetvar’a kadar gelmesi bile düşman üzerinde olumsuz bir tesir bıraktı. Tiryaki Hasan Paşa bu durumdan faydalanmak istemekteydi. Haberin ulaşmasından sonra bastıran yağmur ve soğuklardan faydalanarak bu durumu bitirmeyi hedefleyen Tiryaki Hasan Paşa; sanki destek kuvvetler yaklaşmışcasına marşlar çaldırarak, düşman ordularının moralini bozmaktaydı. Destek kuvvetlerin gerçekten geldiğini düşünen Arşidük Ferdinand, bir an önce saldırıp, kaleyi zapt etme düşüncesine girerek genel hücum başlattı. Ancak Avusturya ordusu kaleye yaklaşınca daha önce ateşlenmemiş olan 100 parça küçük top, hep birlikte ateşlenerek düşmana ciddi hasarlar verdi ve bunun yanında Avusturya ordusu şaşkınlığa kapılarak düzenden kopmuştu. Artık bu duruma bir son vermek üzere Tiryaki Hasan Paşa, müdafileriyle huruç harekatı başlattı ve bu harekat sonucunda Arşidük Ferdinand ve ordusu, 18 Kasım 1601’de şan ve şereflerini Kanije önlerinde Tiryaki Hasan Paşa’ya bırakarak kaçtı.

III. Mehmet’in Zafer Sonrası Mektubu

III. Mehmet Han, Kanije’de yapılan bu müthiş savunma üzerine:

“Yerin ve göğün sahibi olan yüce Allah’a hamdolsun ki Osmanlı Devleti’ne senin gibi paşalar ve askerlerin sayesinde, nice zaferler nâsib eyledi… Sevgili peygamberimize salât ve selâm olsun ki seni ve Devlet-i Âliyye askerlerini, kendi yolunda cihâd eylerken görürüz… Şanlı Kanije serencâmınızı, bütün tafsilatıyla öğrendim… Berhudar olasınız, iki cihânda yüzleriniz ak ola… Sana, vezirlik verdik. Helâl olsun. Seninle bulunan askerlerim dahi manevi oğullarımdır. Cümlesinden yüce Mevlâ, razı olsun. Ettiğiniz bilcümle tedâbir, makbûl-i hümâyûnumdur. Her birinizi, Hak teâlâ hazretlerine ısmarlıyorum…” diye yazıyordu.

Göz yaşları ile padişah fermanını okuyan Tiryâki Hasan Paşa, şöyle diyordu:

“Sadece vazifemizi eda eylememiz sebebiyle, padişahımız efendimiz, bizim gibi bir pîr-i fâniye vezâret rütbesi lütfetmişler… Bizler cümlemiz Allah, millet ve devlet yoluna fedayız… Cenâb-ı Hak, hemân devletimize ve milletimize zeval vermesin…”

KAYNAKÇA

DANİŞMEND, İsmail Hami, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, c.III, İstanbul, 2011.

UZUNÇARŞILI, İsmail Hakkı, Büyük Osmanlı Tarihi, c. III, Ankara.

ERSEVER, H.Ziya, Kanije Savunması Ve Tiryaki Hasan Paşa, Ankara 1986.


Feyyaz Dinçer

Senin Tepkin ne?

MUTLU MUTLU
0
MUTLU
ŞAŞKIN ŞAŞKIN
0
ŞAŞKIN
ÜZGÜN ÜZGÜN
0
ÜZGÜN
HAVALI HAVALI
0
HAVALI
KALP KALP
0
KALP
DÜŞÜNEN DÜŞÜNEN
0
DÜŞÜNEN

0 Yorumlar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.