Osmanlı Tasvir Sanatları 1: Minyatür


Minyatür

 Resmin ülkemize batıdan girdiği, on dokuzuncu yüzyıldan önce Osmanlı’da resme dair bir şeyin bulunmadığına dair bir görüş, uzun yıllar boyu ezberlenmiş bir söylem olarak tekrar edilegelmiştir. Çarşı ressamlarını, duvar resimlerini, minyatürleri göz ardı eden bu ifadenin ne denli yanlış olduğu ortadadır. Osmanlı Devleti’nin Klasik Dönemi’nden itibaren gelişmeye başlayan tasvir sanatları, ülkemizde modern öncesi dönemin resim geleneğini oluşturmuştur. Çarşı ressamları, Karagöz, Tezhip, kapı süslemeleri, duvar resimleri gibi üretimlerin arasında minyatür, hiç şüphesiz Osmanlı Tasvir Sanatları arasında en olgun olanıdır.

 Minyatür sanatının doğuş süreci, 1451’de II. Mehmed’in ikinci defa tahta çıkmasıyla birlikte başlar. Henüz İran etkisinde bulunan Osmanlı Minyatürü, 1520’de Kanuni Sultan Süleyman’ın tahta çıkışına dek oluşum sürecini sürdürür. Bu dönemin en dikkat çeken minyatür sanatçısı, Fatih Sultan Mehmed’in portresini nakşeden Nakkaş Sinan Bey’dir. Kanuni Sultan Süleyman’ın tahta çıkmasıyla birlikte Minyatür Sanatı da bir geçiş evresine girer. 1574’te III. Murad’ın tahta çıkacağı tarihe değin süren bu geçiş evresi, aslında Osmanlı Minyatürünün İran Minyatüründen kopup kendi üslubunu bulma sürecidir. III. Murad ve ardından gelen padişah III. Mehmed’le birlikte, Osmanlı Minyatürü kendi kimliğini bulur ve bu dönem Osmanlı Minyatürünün klasik dönemidir. 1603’te I. Ahmed’in tahta çıkışıyla birlikte Minyatür Sanatı’nda da içerik açısından değişiklikler meydana gelir. Geç Klasik ya da Duraklama Evresi diyebileceğimiz on yedinci yüzyılın başlangıç dönemi olan bu süreçte, geçmişte olmadığı şekilde günlük hayat minyatürlerde kendisine yer bulur. Minyatür bunun öncesinde tamamen saray hayatı, tarihi ya da dini olaylar ve edebi eserlerin tasviri amacıyla kullanılmıştır. Ancak günlük hayatın minyatürde kendisine yer bulmaya başlamış olması, minyatürün bir saray sanatı olduğu gerçeğini değiştirmez. Minyatür Sanatı, başlangıcından sonuna dek dar bir elit kesimin erişebildiği bir saray sanatı olmayı sürdürmüştür. Lale Devri padişahı III. Ahmed’in1700’de başlayan saltanat yıllarıyla birlikte, minyatürün on sekizinci yüzyılın ilk yarısına damga vuracak Neo-klasik evresi başlar. Bu dönem, aynı zamanda minyatür sanatının en büyük ustalarından olan Levni’nin de eserlerini verdiği evredir. Osmanlı Minyatür Sanatının başyapıtı Surname-i Vehbi, bu dönemde kaleme alınmış ve Levni bu eseri minyatürleriyle süslemiştir. Levni’nin bu eserdeki 137 minyatürü, bugün dahi sanat tarihinin en büyük eserleri arasındadır. 1750’den itibaren dağılma sürecine giren minyatür sanatı, giderek azalan etkisiyle on dokuzuncu yüzyılın sonuna dek var olmayı sürdürür, ancak yirminci yüzyılın başında noktalanır.

 Osmanlı minyatürü, üç boyutluluk duygusunu veren optik yanılsama etmenlerine yabancıdır, perspektif tekniğine neredeyse hiç başvurulmaz. Işık-gölge, açıklık-koyuluk, yeğinlik-yoğunluk gibi kavramlar olmadığından nakkaşların yapıtlarında hareket, dolgunluk, atmosfer gibi öğeler bulunmaz. Bunun sonucu resimdeki figürler yüzeysel renk lekeleri gibi görülür. Minyatürlerin bir başka özelliğiyse, insan yüzlerinde ifadenin hiç olmayışıdır. Kalabalık sahnelerde yüzler çok ufak kaldıkları için bir bakıma bunu göstermek zordur, ancak bu yüzler de tek bir örnektir; birbirlerine tıpatıp benzerler. Yüzlerdeki anlatım eksikliği tavırla gösterilmektedir. El, parmaklar ve kolun, başın boyundan dönüşü, bedenin eğilip bükülmesiyle duygular, tepkiler anlaşılabilir. Nakkaşlar, vurgulamak istedikleri figürü ötekilere göre daha büyük gösterir.

 Minyatürlerin bir başka özelliği de, normal olarak göremeyeceğimiz figürlerin gösterilmiş olmasıdır. Özellikle bu durumda, nakkaşlar bir binayı dışarıdan gösterirken, tıpkı tiyatro sahnesinde seyircinin görmesi için dördüncü duvarın açılması gibi, aynı zamanda binanın içindeki bir sahneyi de gösterebilmişlerdir.

 Osmanlı minyatürünün Avrupa resmine göre olan eksikliği, yalnızca yazma kitap sanatında yer alıyor oluşudur. Çünkü bu resimleri yalnızca yazma eserlere sahip olanlar görebilir; bunlara bakmak için de o kitap ya da albümün sayfalarını çevirmemiz gerekir. Oysa Avrupa resimleri, özellikle kilisedekiler herkes tarafından görülebilir.

 Minyatür sanatının en büyük ustaları, Nakkaş Osman, Sinan Bey, Nigari, Abdullah Buhari, Levni, Matrakçı Nasuh, Nakkaş Nakşi, Nakkaş Hasan gibi isimlerdir. Matrakçı Nasuh, kent çizimlerinde ustayken Sinan Bey portre çizimlerinde öncü olmuş, Levni çok canlı ve renkli minyatürlerin altına imzasını atarken Abdullah Buhari eğlenceli günlük hayat sahneleri nakşetmiştir.

 Minyatür sanatı hakkında yeterli bilgiye sahip olmayan birisinin, minyatürü batı resmi karşısında iptidai bir sanat olarak görmesi kaçınılmazdır. Ancak bu bir gerçekliği değil bir yanılgıyı ifade eder. Hiç şüphesiz minyatürün resim sanatı içinde çok müstesna bir yeri vardır, ancak onun kıymetini anlayıp değerini teslim edebilmek için bu yüksek sanat ürünlerini algılayabilecek bir zevk düzeyine sahip olmak asgari şarttır.


Ata Hacımale

Senin Tepkin ne?

MUTLU MUTLU
0
MUTLU
ŞAŞKIN ŞAŞKIN
0
ŞAŞKIN
ÜZGÜN ÜZGÜN
0
ÜZGÜN
HAVALI HAVALI
0
HAVALI
KALP KALP
0
KALP
DÜŞÜNEN DÜŞÜNEN
0
DÜŞÜNEN

0 Yorumlar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

%d blogcu bunu beğendi: