Hayvan Hakları


Öncelikle merhabalar. Bu yazıyı yazmayı uzun zamandır düşünüyordum. Fakat, bir türlü fırsat bulamadım. Oysaki günlük hayatımda hep konuştuğum bir konu. Lakin; toparlayıp, bir okuyucu kitlesine sunmak farklı oluyor. Bu platformda da çevresinde olan bitene duyarlı insanlar olduğunu düşündüğümden yazmamda bir sakınca görmedim. Niyetim, imkan olduğu sürece farkındalığı arttırmak.

Hayvan Haklarına Dair Bakış Açıları

İnsanın hayvanlara karşı ahlaki sorumluluğu, birçok felsefi akımda karşılığını farklı şekilde buluyor. Descartes, varlıkları düşünebilen ve düşünemeyen olarak ayırmıştı ve bu ayrımda hayvanlar sadece yer kaplayan bir eşyaydı. Kant da hayvanı bir araç olarak görüyor ve insanın hayvanlara karşı ahlaki bir sorumluluğu olmadığını fakat hayvana işkence edebilenin insana da edebileceği bir yaklaşımı öne sürüyordu. 19. yy’da Jeremy Bentham, hayvanlarla ilgili sorulması gereken asıl sorunun: “Düşünebiliyorlar mı değil, acı çekebiliyorlar mı?” olduğunu öne sürdü. Schopenhauer ise; merhameti merkeze alarak, tıpkı, insanlara karşı eylemlerimizden sorumlu olduğumuz gibi hayvanlara karşı eylemlerimizden ahlaki olarak da sorumlu olduğumuzu vurguluyordu. Hayvan felsefesindeki bu değişimin toplumsal bir karşılık bulmasıyla birlikte hayvan haklarına dair temel bir talep oluştu. Hayvanlara işkence, zulüm, eziyet ya da kötü muamele edilmesi gibi konularda hayvan felsefesinin ve hayvan hakları talebinin gelişimine paralel biçimde oluşan büyük toplumsal itiraz, karşılığını 1978 Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde buldu. Böylece hayvan ve insan; yaşam ve varlık temelinde eşitlendi.

Peki Biz Bugün Neredeyiz?

Türkiye’de bir ahlaki gerileme hareketi baş göstermiş durumda. Son aylarda toplumda infial uyandıran bütün meselelerin özü de burada aranmalıdır. Her türden ve ‘ben-olmayan’ her şeye karşı yönelmiş şiddet…

Bugün sokağa tükürene de, toplum içinde bağırana da hayvana işkence edene de aynı gözle bakılıyor. Hiçbiri suç değil, kabahat. 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu, hayvanları koruma niteliğinden yoksun durumda. Kabahatler Kanunu kapsamında olan hayvana şiddet, kötü muamele, işkence para cezasına tabii. Caydırıcı bir niteliği yok. Çünkü; cezai bir takibatı yok. Bugün suç duyurusunda bulunsak bile kanunda suç olarak tanımlanmamış bir eylemin, cezalandırılmasını da bekleyemeyiz. Bu sebeple söz konusu önlem, kanunun değiştirilmesidir. Yıllardır gündemde olan ve medyaya taşınan kanun tasarısı, tekrar gündeme taşındı. Fakat, 6 aylık ceza öngörülmekte. 6 aydan az olan cezalar, para cezasına dönüştürülebildiğinden yine nihai amacımıza ulaşamamış olacağız. Bence insana karşı işlenmiş suçun cezası ne ise hayvana karşı işlenmiş suçun da cezası o olmalıdır. Bunu yürekten dileyen kişi sayısı çok az olduğu için beklentim yine bu kadar yüksek değil. Temennim, hayvana şiddetin kabahat olmaktan çıkıp, suç olarak tanımlanması ve cezasının en az iki yıl olmasıdır.

Bizler, üniversite öğrencileri olarak sivil toplum kuruluşlarına katılıp, lobicilik faaliyetlerini destekleyerek hayvanlara karşı işlenmiş suçlarla şiddetli bir şekilde mücadele edebiliriz. Bireysel çaba elbette çok değerli. Bugün bir kişiye, iki kişiye bu farkındalığı aşılamak, yarın birçok kişiye ulaşabilmek demektir.

Hayvanların yaşam hakkının varlığının kabulü ve hayvan sevgisi, çocuk yaşta başlıyor. Bizler ve bizden sonra gelecek nesiller bu farkındalıkla büyürlerse hayvan hakkı, evrensel bir değer olarak var olacak ve tüm dünyaya aşılanmış olacaktır. Niyetim, ahlaki ders vermek değil. Fakat, hayvan hakkının felsefi boyutunu görmenin acı çeken, tepki veren, üzülen, ağlayan, canı yanan bir varlık olduğunu kavramanın çıkış noktası olarak önemli olduğunu düşünüyorum.

Milan Kundera’dan alıntıyla bitirmek istiyorum. İlgilenen herkese teşekkür ederim.

“Gerçek insan iyiliği, ancak karşısındaki güçsüz bir yaratıksa bütün saflığı ile özgürce ortaya çıkabilir. İnsan soyunun gerçek ahlaki sınavı, temel sınavı (iyice derinlere gömülmüş gözlerden uzak sınavı) onun, merhametine bırakılmış olanlara davranışında gizlidir: hayvanlara. Ve işte bu açıdan insan soyu, temel bir yenilgi yaşamıştır. O kadar temel bir yenilgi ki bütün öteki yenilgiler kaynağını bundan almaktadır.” [1]

[1] Milan Kundera, Var Olmanın Dayanılmaz Hafifliği, s:292


Tuğba Çifci

Senin Tepkin ne?

MUTLU MUTLU
2
MUTLU
ŞAŞKIN ŞAŞKIN
0
ŞAŞKIN
ÜZGÜN ÜZGÜN
0
ÜZGÜN
HAVALI HAVALI
0
HAVALI
KALP KALP
12
KALP
DÜŞÜNEN DÜŞÜNEN
0
DÜŞÜNEN

0 Yorumlar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

%d blogcu bunu beğendi: